Hayatımızda ki Görünmez Çatı: Panoptikon


Sahi ne kadar zaman oldu yazmayalı. Kaydadeğer şeyler okumayalı. Tabi ki günümüzde bunu sorgulamaya vakit ayıramıyoruz ya da ayırmak için vakit kalmıyor. Onca şeyin içinde bazen birçok şeyden uzaklaşmak istediğimiz olmuyor değil. Bende geçenlerde öyle yaptım. Raftan bir kitap aldım okumak için. Okudum mu peki, güzel soru. İçinizden geçenlere katılıyorum, bencede okumadım. Sadece baktım sayfalarına öylece. Ta ki bir kelimenin farkına varana dek. ‘’Panopticon.’’ Evet panoptikon. Günümüzde insanların gözlem kuleleri altında yaşamaya alıştığı kusursuz bir gerçek. Birçoğumuz bu durumun varlığından dahi habersiz. İnsanlar kendini sahnenin ışıklarına öyle kaptırmışlar ki yüzlerinin tam ortasına inen tokattan dahi habersizler. Her neyse konuyu dağıtmayalım. Panoptikon dediğimizde aklımıza kuşkusuz ilk gelen İngiliz filozof ve toplum kuramcısı Jeremy Bentham’ın 1785 yılında tasarlamış olduğu hapishane inşa modeli gelmektedir. Bu hapishane M.Foucault’un da ‘’Hapishanenin Doğuşu’’ adlı kitabında yoğun yer tutmaktadır. Bu panoptikon, gözlemlenmeye izin verir. Nereye kaçarsanız kaçın, nereye saklanırsanız saklanın sizi izleyen bu gözden kaçmak imkansızdır. G.Orwell’in ‘’1984’’ adlı eserindeki tele-ekran kavramına denk gelmektedir. Orwell da eserinde tele-ekranın insan üzerindeki denetim ve gözetim gücüne vurgu yapmaktadır. Her yanlış davranışın ceza getireceği bu yapı, hücre sistemine göre düzenlenmişti. Hücrelerin tam ortasında yükselen bir kule ile bütün hücreler gözetim ve denetim altına giriyordu. Bugün birçok konuda yabancı olmadığımız gibi. Sahi bu bizi rahatsız ediyor mu? Hiçte bile alıştık desem yeridir, bazen varlığını kendimizden uzak hissedince sağa sola bakınıp aradığımız bile oluyor. Nedense gözetim altında yaşamaktan zevk alıyoruz. Bir üst aklın diğer alt akılları elde etmesi gerekiyordur belki de.

Panoptikon hayatımıza 1785 de girmedi tabiki de. Ondan önce de vardı. İnsan varlığının bir doğası ya da bir gerekliliği olarak hep yanıbaşındaydı. Ta ki birileri farkına varıp kendi otoritesi için kullanana dek. Gözün iktidarı olan panoptikon aslında kendi içinde olana bitenlere kör, etrafında olan bitenlere ise bihaber olan bir yapıdır. Herkes katılmayabilir, panoptikonun da sevilecek yanları olabilir, diyenlerde çıkabilir. Saygı duyarım varlığımın gerekçesi olarak. M.Foucault’un da kitabında ele aldığı panoptikon da öğrencileri zapt etme amaçlı kurulan panoptik hapishane sistemi ile gözetimin gücüne ve disiplin başarısına vurgu yapmak istiyorum. Okumamış arkadaşlarıma bu eseri şiddetle tavsiye ediyorum. G.Orwell’in 1984 adlı kitabını da. Kitap okumayı sevmeyenlere de 1984 filmini ve National Geographic’in Americas Hardest Prisons adlı film tadındaki belgesini öneriyorum. Umarım hepimiz, bizi kuşatan panoptikonu birgün tanırız.

GÖKHAN KULOĞLU

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s