Seyr-i Türkiye: Karadeniz Vapuru


  Genellikle Türkiye’de  halkla ilişkiler çalışmalarının örgütlü ve bilinçli olarak  1940 ile 1960 lı yıllar arasında ortaya çıktığı vurgulanır. Bunların önce kamu sektöründe ve daha sonra özel sektörde yaygınlaştığı belirtilir. Bu açıklamalar doğrultusunda birkez daha gün yüzüne çıkan bir gerçeğe tanıklık etmiş oluyoruz. O gerçek ne mi? Tabiri gereği suskunluk sarmalı, dahası yapılanların üzerini örtme yahut sizin zihninizin bir kenarında derinden düşünüp dışarı vuramadıklarınız…

Anadolunun kara bağrında açılan o bembeyaz sayfayı, hasta adam denilen bir ülkenin gerçekleştirdiği devrimi anlatma görevini üstelenen kara bir vapurun hikayesi. Kara bir vapur dediğime bakmayın, sadece adı Karadeniz Vapuru. Yoksa kendisi dönemin şartlarına rağmen adına inat bembeyaz boyanmış bir inanç, azim ve suskunluk sarmalı içinde kaybolmaya terk edilmiş bir halkla ilişkiler çalışması. Seyr-i Türkiye Karadeniz Vapuru…

”Bir seyyar sergi teşkilini düşündüm’’ sözlerinin mecliste Ali Cenani Bey tarafından aksedilmesi ile başlamış bir serüven olarak karşımıza çıkmaktadır. (19 Mart 1925) Bu seyyar sergi düşüncesi meclis tarafından gereksiz ve masraflı görülmüş ve meclis gündeminden çıkarılmak istenmişse de Ali Cenani Bey’in çabaları ve Cumhurbaşkanı Gazi M.Kemal Atatürk’ün destekleri doğrultusunda gündeme yeniden getirilip kabul edilmiştir. Bu seyyar sergi için Seyr-i Sefain’in en genç vapuru olan Karadeniz Vapuru seçilmiş ve cumhuriyetin bu tanıtım yolculuğuyla görevlendirilmiştir. Mart 1926 ‘da İstanbul-Haliç’te başlayan dönüştürme görevini Asıl Bey ve Naci Bey öncülüğünde gerçekleşmiştir.

Vapurun salonunda sergilenmek üzere tütünden, kütahya çinisine, lokumdan, Bursa-Hereke kumaş ve halılarına kadar birçok ürün avrupanın karşısına çıkması için hazırlanmıştır. Bu ürünlere ek olarak Ankara’nın tiftik keçisinin doldurulmuş bir örneği ilave edilmiştir. Ayrıca vapurun salonu ve birçok alanı ülkenin önde gelen sanatçılarına yaptırılan eserlerle donatılmış ve bununla da kalınmamış bir de heyet tarafından hazırlanan başlarında İstiklal Marşımızında bestecisi olan Zeki Beyin olduğu bir orkestrada vapurda yerini almıştı. Sergilenen ürünlerin her birinin üzerine dört lisanda tanıtım etiketleri yerleştirilmişti. Kaptan olarak Atlantiği geçme başarısı gösteren Seyr-i Cemalin kaptanı Lütfi Kaptan atanmıştı. Robert kolejinden lisan bilen tercümanlarda vapurda yerini almıştı. Sergiye katılmak isteyen tüccar ve esnaf için Galata’da bir büro oluşturulmuş ve buna ek olarak tüccarlara amaçlar ve organizasyon hakkında bilgi verilmiştir.

  Sergi vapuru için logosu olaraktaİstanbul açıklarından uzaklaşan Karadeniz Vapurunun önünde yürüyen  ticaret ve haber tanrıçası Hermes, elindeki asası yerine Seyr-i Sefa idaresinin amblemi yerşeltirilerek logo oluşturulmuştur. Sergi hakkında bilgi verici afişten, broşüre, basın ilanından, hatıra pullarına kadar herşey düşünülmüş ve hazır tutulmuştur. Vapurun ticari ürünleri sergilemek dışında önemli bir misyonu vardı. Bu misyon: bir imparatorluğun külleri üzerinden yükselmiş ve yüzünü modern bir dünyaya dönmüş genç bir cumhuriyeti Avrupa’ya tanıtmaktı. Bu nedenle geziye katılacak isimler önem arz ediyordu. Sergi reisi Rauf Bey olmak üzere, ilk kadın heykeltraşlardan Nermin Halki, daha sonra ilk kadın milletvekili olacak olan Mebrure Hanım olmak üzere Türk aydını ve insanın yüzünü temsil edecek kişiler seçilmiştir.Bu aşamaya kusurusuzca yürütülmüş bir organizasyon bilinçli ve örgütlü bir halkla ilişkiler çalışması halinde yürütülmüş olan bu seyyar sergi projesi Galata rıhtımından 3 ay sürecek olan yolculuğuna halkın büyük ilgisi dahilinde uğurlandı. (12 Haziran 1926) Karadeniz Vapuru boğazın sularından ayrılırken çaldığı düdük sesleriyle 3 aylığına İstanbul’a ve Anadolu’ya Allah’a ısmarladık diyordu. Planlar dahilinde olmasa da ilk liman olarak Cezayir’in Bona limanına uğrayan vapur halkın büyük ilgisini çekmiştir. (17 Haziran 1926)

20 Haziranda Barselona-İspanya limanına varan vapur büyük ilgiyle karşılanmış ve dakika 26 kişinin ziyaretine uğramıştır. 1 Temmuzda Le Havre-Fransa limanına uğrayan Karadeniz Vapuru, burada büyük ilgiyle karşılanmış ve binlerce ziyaretçi tarafından ziyaret edilmiştir. Orkestra konseri vermek için hazırlattığı afişleri Le Havre’de dağıtması ve gerçekleştirdiği organizasyonla Fransız basının ilgisini çekmiş ve takdirini toplamıştır. Vapur bu duraktan sonra Marsilya-Fransa limanına uğramışsa da protesto edilmiş ve hoş karşılanmamıştır. İkiside Fransız toprağı olmasına rağmen Le Havre’de bulduğu yakınlık ve ilgiyi burada bulamamıştır. 4 Temmuz da Londra-İngiltere ‘ye varan Karadeniz Vapuru, İngiliz yetkililerin vapuru Londra’nın en ucra köşesine demir attırmasına rağmen sergi 6 günde 25.000 kişi tarafından ziyaret edilmiştir. 10 Temmuzda Amsterdam-Hollanda limanına varmış ve burada da 20.000 kişi tarfından ziyaret edilmiştir.

Karadeniz Vapuru, bu gerçekleştirdiği liman ziyaretleriyle ürünleri satmak veya tanıtmaktan çok yanlış bilinen, önyargılarla anılan bir toplumun kültürünü, öğelerini, bireylerini ve hatta siyasi ideasını tanıtıyordu Avrupa’ya. Birçok çarptırılmış haberle, asparagas haberlerle, ön yargılarla karşılaşmasına rağmen yürüttüğü halkla ilişkiler çalışmasını kusursuzca sürdürmeye devam etmiştir. 14 Temmuzda Hamburg-Almanya limanına varan Karadeniz Vapuru, görkemli bir şekilde karışlanmıştır. Bayraklar ve tezahuratlar eşliğinde limana demir atmış ve binlerce kişi tarfından ziyaretçi akınına uğramıştır. Ürünlerinin birçoğu için ticari anlaşmalar imzalamıştır. 26 Temmuzda Helsinki-Finlandya limanına varan sergi vapuru, yağan yağmura rağmen limanda bekleyen binlerce kişi tarafından coşkuyla karşılanmıştır. Türkçe olarak ‘’Gardaşlarımız gelmiş’’ diye bağıranlar dahi olmuştu. Bu kişiler Rusya’dan sürgün edilen Kazan Türkleriydi. 29 Temmuz Leningrad-SSCB limanına varan Karadeniz Vapuru, yetkililer tarafından titizlikle aranmış belli kısıtlamalara tabi tutulmuştur. Yetkililerin halka engel olmasına rağmen vapura günde 9.000 civarında ziyaretçi akın etmiştir. Bu liman ziyaretinden sonra Karadeniz Vapuru, İstanbul’a dönüş yolculuğunu gerçekleştirmiştir.

Bu vapur yeni kurulmuş cumhuriyetin anyası olmaya çalışırken özellikle kendi topraklarında bazılarınca yerden yere vurulmuş, bazılarınca yokluklara rağmen desteklenmiştir. Kimilerince coşkularla karışlanmış, kimilerince soğuk. Karadeniz Vapuru, İstanbul limanına ayak bastıktan sonra yolcular dağılıp bir suskunluk sarmalı içinde zihinlerde unutulup gitti. Yahutta unutturuldu. Bu arada Karadeniz Vapuruna ne oldu diye merak ediyorsanız, 1951 de kadro dışı bırakılıp önce parçalandı daha sonra da satıldı. Yahutta jilet fabrikasına erkeklerin yüzleri kaymak gibi olsun diye satıldı…

GÖKHAN KULOĞLU

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s